Salı, 16 May 2017 12:35

İzmir'e hakaret yağdıranlara kızmıyorum

İzmir'e, İzmirlilere ilk hakaret eden o değil ki...

Onun emir eri olduğu, şimdi Türkiye'nin en tepe noktasında oturan zat-ı muhterem ağzından kaçırmıştı;

“Gavur İzmir”, deyivermişti...

Partisinin sözcülüğünü yapan, konuştuğu Türkçe ile derdini anlatamayan, eski Milli Eğitim Bakanı vardı. Özgeçmişinde "İleri düzeyde İngilizce ve Kürtçe biliyor" diye yazan bu Van Milletvekili vatandaş İzmir için yorumda bulunmuştu..

"İzmir sümüklü bir çocuğa benziyor" demişti...

Sonra da, "Beni yanlış anladınız, ben bakımsızlığını anlatmak istemiştim" diye sözlerini doğrultmaya çabaladı.

İzmir için bu iktidarın Başbakan'ından bakanlarına... Milletvekillerinden yalaka bürokratlarına kadar pek çok kişi neler demedi ki?

Anımsayın..

Diyanet'in başındaki insan evladı, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, İzmir'deki din görevlilerini topladı. Kentin manevi hayatını din görevlileriyle yeniden ayağa kaldıracak, işe ehil bir kişiyi şehre müftü olarak atadıklarını söyledi.

Ve vecizeyi yumurtladı:

“İzmir'in farklı bir dindarlığı var. Bu dindarlığın irfan geleneğine ihtiyacı var" dedi.

İzmir'in tarihine, "İkinci Gâvur Izmir Vakası" olarak geçti.

İzmirliler kızdı, sinirlendi... Konuşuldu..

Ve unutuldu...

İzmirlilerin kendilerine oy vermemesine hem içerleyen, hem de sinirlenen bu zat-ı muhteremlerin bir kompleks içine girdikleri gerçeği var. O nedenle ellerine geçen her fırsatta ya İzmir'i cezalandırıyorlar ya da hakaret yağdırıyorlar.

Cezalandırmanın en somut son örneği, İzmir Valisi aracılığı ile olduğu gerçeğidir. İktidar İzmir Valisi aracılığı ile İzmirlilere şöyle demiştir:

- Ey İzmirliler madem ki CHP'ye, Aziz Kocaoğlu'na oy verdiniz, öyleyse size kamu mallarından zırnık vermeyiz. Binali'ye verseydiniz oyunuzu, olsaydı belediye başkanı, yaşamıştınız. Kamunun mallarının hazineye devrini bırakın bir yana, hazinenin mallarını bile verirdik belediyeye...

İzmir Valisi İzmirlileri cezalandıran bir karara imza attı ve İzmir'in belediyelerine vermesi gereken taşınmazları, mülkleri, araç ve gereçleri Hazine başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlara aktardı.

AKP'li diğer büyükşehirlerde Özel İdare'ye ait mallar paşa paşa belediyelere devredildi.

İzmir'de aksi uygulama ile halk cezalandırıldı.

Ve son günlerin iddiası yenilir, yutulur ve unutulur gibi değil.

"Fareler ve İnsanlar" kitabını gayri ahlaki bulmakla ünlenen, kitap yasaklayarak milli eğitim tarihine geçen Vefa Bardakçı, “Komünist ve Ateist öğretmenlerin defterini düreceğim” dedikten sonra konuşmuş:

"Gerekirse bunların resen tayinlerini çıkartırım. Ben Konyalı’yım. Konya’da imam hatip açılmasına bu kadar gönül vermezdim. Ama İzmir’de bu şart, dürüstlük namusluluk imam hatiplerde var. Dinimizi Hz. Muhammed’in güzelliklerini burada tanıyacaklar. Burada bulunan herkes bu yola baş koymuştur. Benden bina isteyin, donanım isteyin hiç sorun değil, temin ederiz ama okulların içini boş bırakmayın."

Sonra da İzmir için tespitini yapmış, demiş ki:

"İzmir’de kanaat önderi sorunu var. İzmirlilerin aklı uyuşmuş dumura uğramış.”

Anlamadım...

Neymiş...

İzmirlinin aklı uyuşmuş...

Dumura uğramış...

Adamcağız yoz, yobaz görüşleri doğrultusunda, dinin egemen olduğu bir devlet yapısının kurulmasında büyük çaba sarf ediyor. O düşüncenin, o yapının hizmetkarı, kulu, kölesi...

Ben ona zerre kadar kızmıyorum. O kendi dünya görüşü doğrultusunda hareket ediyor ve iktidara yaranmak için elinden geleni ardına koymuyor.

Benim kızgınlığım kendimize... Birbirini beğenmeyip burun kıvıranlara... Renk tonlarını bile sorun edip ayrışanlara, kendi içinde kavga edenlere... İzmir'e hakaret edenlere kızmıyorum, benim kızgınlığım kendimize...

Biz birlik, beraberlik içinde olsak, biz ayrışmayı değil de bütünleşerek yürümeyi sağlasak Türkiye Cumhuriyeti'nin Laiklik, Çağdaşlık, Atatürkçülük yolunda Başkent'i olan İzmir'e hakaret etmeye yürekleri yeter mi?

Soruyorum, yeter mi?